İngilizce öğrenme motivasyonu: 3 adımda sıkılmadan hep motive kal

Sonunda İngilizce seviyeni arttırmaya karar verdin. Kendine belli bir çalışma hedefi koyuyorsun ve başlıyorsun. Her şey iyi gidiyor. Programına uyuyorsun, günde 2 saat veya daha fazla İngilizce çalışıyorsun. Mutlusun.

Sonra bir şey oluyor. Yoğun bir gün geçiriyorsun, sınav dönemi geliyor veya hayat o gün İngilizce çalışmanı engelliyor.

Biraz moralin bozuluyor ama devam ediyorsun. Sonra yine aynı şey oluyor. Ve yine. Böyle olunca ilerleme görmüyormuşsun gibi hissediyorsun, hedefin sanki sürekli senden uzaklaşıyormuş gibi geliyor.

Bir bakmışsın İngilizce çalışmayı bırakmışsın, motivasyonun kaybolmuş ve canın artık İngilizce çalışmak istemiyor.

Tanıdık geldi mi?

Eğer geçmişte böyle bir şey yaşadıysan veya şu anda bunu yaşıyorsan, yalnız değilsin. Bu İngilizce öğrenen insanların yani hemen hemen hepimizin başına gelmiştir.

Ama böyle olmak zorunda değil. Basti birkaç adım atarak yüksek bir motivasyonla ve her adımda ilerlediğini hissederek İngilizce öğrenebilirsin.

Peki bunu nasıl yapabilirsin?

Geçenlerde  “The Dawn Wall” adında bir belgesel izledim ve aklıma İngilizce öğrenme yolculuğumu getirdi.

Belgesel, tarihin en zor serbest tırmanışlarından biriyle ilgiliydi. Tommy Caldwell ve Kevin Jorgeson adında iki kişi, dünyada tırmanması en zor olan dağlardan biri olan El Capitan adında bir dağa tırmanmaya karar veriyorlar.

Daha önce bunu kimse yapmadığı için, Tommy herşeyden önce tepeye ulaşmasını sağlayacak bütün muhtemel rotaları çıkarıyor.

Bunu yaptıktan sonra, planı uygulamaya karar veriyorlar.

Önlerinde uzun bir yol var. Bazen işler tam planladıkları gibi gidiyor ve önlerindeki engeli hemen aşıyorlar.

Ama birçok durumda da bir noktada günlerce takılıyorlar ve tekrar tekrar denemeleri gerekiyor.

İngilizce öğrenme süreci de buna çok benizyor.

Hedefimiz en tepeye ulaşmak. Oraya ulaşmak için bir plan yapıyorsun. Kağıt kalem alıyorsun ve ulaşmak istediğin nokta için günde kaç saat ve ne şekilde çalışman gerektiğini tahmin ediyorsun. Sonra çalışmaya başlıyorsun.

Oldukça basit ve mantıklı bir plan. Günde 2 saat çalıştığın sürece hedeflediğin sürede tepeye ulaşacaksın.

Sorun, karşımıza çıkan beklenmedik engellerle birlikte başlıyor.

Mesela İngilizce veya Almanca çalışırken bazen karşıma bilmediğim bir kelime çıkıyor. Kelimeyi öğrendiğimi düşünüyorum ama o kelime karşıma her çıktığnda kelimeyi çoktan unutmuş olduğumu farkediyorum. Bazı kelimelerin anlamlarına 7 defa bile bakmam gerekebiliyor. Bazı kelimeleriyse 2 tekrardan sonra bir daha asla unutmuyorum.

Ya da bazı gramer konularını hemen kavramama rağmen, bazı konuların oturması çok uzun bir süre alabiliyor.

Tanıdık geldi mi? Eğer sen de yeni öğrendiğin kelimelerin önemli bir kısmın hemen unutuyorsan, öğrendiğin ve bildiğin kelimeleri kullanmak aklına gelmiyorsa veya daha geçen gün çalıştığın bir konuyu unuttuğunu hissediyorsan, yalnız değilsin. Bu çok normal ve dil öğrenmenin doğal bir süreci.

Yapman gereken şey, dağın tepesine odaklanmak yerine, dağın tepesine giden yolda önündeki ilk engele odaklanmak. O ilk engeli aştıktan sonra diğer engele odaklanıp devam etmen yapabileceğin en iyi şey.

“2 sene içinde İngilizce öğreneceğim” veya “hedefim çok akıcı İngilizce konuşmak” gibi dağ büyüklüğünde hedefler koymak yerine, seni bu hedefine yaklaştıracak daha küçük adımları belirleyip onları hedefle.

Okumayı seviyorsan, sana eğlenceli gelen konularda tweetler, blog yazıları veya kitaplar okuyabilirsin.

Veya dizi izleyerek kelime öğrenmeyi seviyorsan, bitirmek istediğin dizinin sıradaki 2-3 bölümünü belirle ve işe koyul.

Bu şekilde yolculuğu daha küçük ve basit adımlara böldüğünde, çalışmak için iradene güvenmek zorunda kalmayacaksın. Yapman gereken şey sıradaki küçük engeli aşmak olacak. Yeterince engel aştığında da dağın tepesine ulaşacağın inancına sahip olmalısın. Aslında bu kadar basit.

Her neyse belgesele geri döneyim. Tommy ve Kevin bir süre tırmandıktan sonra Pitch 15 adında bir engele geliyorlar. Bu, aşmaları gereken 15. engel. Ve… bir türlü aşamıyorlar. Deniyorlar, deniyorlar ve deniyorlar ama her seferinde düşüp en başa geri dönmeleri gerekiyor. Bu adım yıllar sürüyor.

Uzun süren denemelerden sonra Tommy bu engeli sonunda aşıyor.

Ama Kevin hala bir türlü aşamıyor. Defalarca düşüp geri geliyor ve tekrar deniyor ama bir türlü olmuyor.

Bu arada söylemeyi unuttum. Tommy’nin sol elinde bir parmak eksik.

Kevin olduğunu düşünsene. Günlerce uğraşıyorsunuz ve senden daha az parmağı olan bir tırmanıcı imkansızı başarıp karşı tarafa geçiyor ama sen denemeye devam etmek zorundasın.

Neyse ki bu Kevin’ı yıldırmıyor ve denemeye devam ediyor. Sonunda o da bu engeli aşıyor. Bunu izlerken kendini başkalarıyla karşılaştırmamanın önemini tekrar hatırladım. Bunu hepimizin bildiğini ama bazen kendimize pek hakim olamadığımızı düşünüyorum.

Senin bulunduğun konumla başkasının bulunduğu konumu özellikle dil konusunda karşılaştırmanın tehlikeli sonuçları var.

Her şeyden önce kendini karşılaştırdığın kişi senden daha uzun süredir çalışıyor olabilir veya geçmişte bu engeli aşıp ne olur ne olmaz tekrar başa dönüp çalışmayı tercih etmiş olabilir.

İkincisi, o anda kendinle karşılaştırdığın kişi senin kötü olduğun alanlarda iyi olabilir. Ama sen de onun kötü olduğu alanlarda iyi olabilirsin.

Mesela belgesel boyunca Kevin’in rahatlıkla geçtiği ama Tommy’e imkansızmış gibi gelen yerler de oluyor. Yani senin iyi olduğun alanda başkası kötü, ve senin kötü olduğun alanda başkası iyi olabiliyor.

Bazen de seni geçen adamın parmağı bile olmayabiliyor. Böyle çılgın insanlar da var işte.

Sürekli kendini başkalarıyla karşılaştırdığında sanki kendini hep yetersizmişsin gibi hissedeceksin.

Sen hedefinde ilerledikçe bazen tam tersinin olduğunu ve senin kolayca aştığın bir engelde başkalarının çok takıldığını farkedebilirsin.

O yüzden yapabileceğin en iyi şey kendi yoluna ve kendi engellerine odaklanmak.

Herkes kendi dil öğrenme yolculuğunda ve sen kendi engellerini bırakıp başka insanların engellerine bakarsan tökezlersin.

İngilizce öğrenmek başkalarıyla yapılan bir yarış değil ve buradaki amaç kendini sürekli ilerletip senin hedeflerine yaklaşmak. Önemli olan senin ilerlemen ve senin hedeflerin, başkalarınınki değil.

O yüzden kendini başkalarıyla karşılaştırma.

Kevin de böyle düşünmüş olmalı ki sonunda bu engeli aşıyor. Bu noktada kendinlerine biraz zaman ayırıp dinleniyorlar ve başardıkları inanılmaz şey hakkında konuşuyorlar. Ne olursa olsun tekrar tepeye çıkma hayallerini gerçekleştireceklerini söylüyorlar.

İlerlerken yine takıldıkları yerler oluyor ama hiçbiri onları 15. engel kadar zorlamıyor.

Deneme yanılmayla devam ediyorlar ve sonunda rotalarını tamamlayıp dağın tepesine ulaşıyorlar.

Tommy ve Kevin gibi sen de İngilzce öğrenirken bazen takılacaksın. Uzun bir süre ilerlemiyormuşsun gibi hissettiğin dönemler olacak. Tıpkı dağ tırmanmakta olduğu gibi, İngilizce öğrenmenin de doğal sürecinde bu var.

1-2 ay hiç ilerlemiyormuşsun gibi hissettiğin dönemler olacak. Geçmişte yaptığın büyük ilerlemelerini düşünüp şu andaki ilerleme hızın seni rahatsız edecek.

Bu çok normal. Böyle anlarda bunun normal olduğunu ve devam ettiğinde bu engeli de aşacağını bilmen önemli.

Arada bir engel aşma modundan çık. Bu kadar tırmandın, manzaranın tadını çıkarmaya çalış. Şu ana kadar öğrendiğin İngilizcenle sevdiğin şeyleri birleştirmeyi dene.

Youtube üzerinden hobilerinle ilgili vidoelar izle. Sevdiğin ve tekrar okumak istediğin kitaplar varsa onları İngilizce oku, haberleri İngilizce kaynaklardan takip et. Yeni yabancı arkadaşlar edin.

Bazen hedefe çok kitlendiğimizde, katettiğimiz yolu unuturuz.. Arada bir durup arkana bak ve ne kadar ilerlediğini hatırla. İlerlemeni kutla ve kendini tebrik et.

Bunu yaptığında, Tommy ve Kevin gibi sen de hedefine ulaşacaksın. Söz veriyorum!

Son olarak Tommy ve Kevin’ın yaptığ önemli bir şeyden bahsetmek istiyorum.

Belgesel boyunca sürekli farklı şeyler deniyorlar. Bazen değişik sıçrayışlar yapıyorlar, bazen farklı yerlere farklı şekillerde tutunmayı deniyorlar. Çok fazla hata yapayorlar ve bunun sonucunda doğru olan şeyleri öğreniyorlar.

Bu yaklaşım İngilizce öğrenirken de çok önemli.

Ana dilin olmayan bir dilde iletişim kurmaya çalışıyorsun. Kimse senden mükemmel telaffuzla ve mükemmel bir gramerle konuşmanı beklemiyor.

Ayrıca hata yapmak bazen gözünden kaçan veya tam öğrenemediğin noktaları hemen farketmeni sağlayabiliyor. Ben bunu “eksik bulma dedektörü” gibi düşünüyorum.

Mesela, yıllar önce  İngilizlerin ve Amerikalıların olduğu bir grupta Playstation oyunu oynuyorduk ve ben de “oyunu duraklat” demek isterken “pause” kelimesini aynı yazıldığı gibi okuyarak “p-a-u-s-e the game” demiştim. Gülüşmeler eşliğinde  “pause” kelimesini, aslında “pa-us” olarak telaffuz etmem gerektiği bana hemen bildirildi.

Evet, insanlar bana güldü, ben de kendime güldüm ve geçtik. Ama bu olay bana kelimenin doğrusunu öğretti ve bir daha asla bu konuda hata yapmadım. Buna benzer sayısız tecrübem oldu ve hepsi İngilizcemi yüksek bir seviyeye taşımama yardım etti.

Komik bir hata yaptığımda beni düzelten ve hatalarımı bana hemen bildiren herkese de bugün minnetarım.

Bundan dolayı bir dil öğrenmek bana hep şu sözü hatırlatır.

 “Success is stumbling from failure to failure with no loss of enthusiasm.”

“Başarı, başarısızlıktan başarısızlığa heyecanını kaybetmeden gitmekle gelir.”

Okuduğun için teşekkür ederim, ve görüşürüz.

3 Yorum Kendi yorumunu ekle

Yorum Bırak