En hızlı İngilizce kelime öğreten çalışma programı

Daha az çalışarak daha fazla İngilizce kelime öğrenebileceğini biliyor muydun? Birazdan nasıl yapabileceğini göstereceğim ama önce…

Şuna bir bak.

Burada İngilizce öğrenen iki farklı kişinin kelime çalışma programı var. Ahmet ve Gizem.

GizemAhmet
1. gün100100
2. gün100100
3. gün100100
4. gün100100
5. gün100100
6. gün100100
7. gün100100
Yazılı644175
Sözlü451105

İkisi de günde 100 kelime öğreniyor ve bunu bir hafta boyunca devam ettiriyorlar. Kısaca, bir haftada ikisi de 700 kelime çalışıyorlar.

Bir haftanın sonunda kelimelerle ilgili bir yazılı bir de sözlü sınava giriyorlar.

Ahmet yazılı sınavda 175 kelimeyi hatırlıyor ve sözlü sınavda 105 kelime kullanabiliyor.

Gizem ise yazılı sınavda 644 kelimeyi hatırlıyor ve sözlü sınavda 451 kelimeyi kullanabiliyor. Kısaca, Aynı sayıda kelime çalışmalarına rağmen Gizem Ahmet’ten 4.3kat daha çok kelime öğrendi.

Neler oluyor burada?

Gizem, Ahmet’in bilmediği 3 önemli şeyi biliyor ve bu 3 önemli bilgi onun 4.3 kat daha hızlı öğrenmesini sağlıyor.

Bu yazının sonunda sen de Gizem’in 3 sırrını öğreneceksin.

Ayrıca Gizem’in öğrendiği kelimeleri günlük hayatta kullanmasını sağlayan tekniğini de öğrenip uygulayabileceksin.

İlk teknik

Önce Gizem’in bildiği en temel ve önemli teknikle başlayalım. Sadece bu teknik bile Gizem’i geri kalan herkesten öne atıyor.

1885 yılında Alman psikolog Hermann Ebbinghaus, uzun süren bir çalışma sonucunda bugün Ebbinghaus’ forgetting curve olarak bilinen bir unutma eğrisi oluşturdu. Buna unutma eğrisi deniyor çünkü yeni öğrendiğimiz bilgileri geçen süreye bağlı olarak unutma oranımızı gösteriyor.

Grafiği incelediğinde, yeni öğrendiğin bilgileri tekrar etmediğin zaman bir haftada sadece %25’ini hatırlayabildiğini göreceksin.

Aynı bilim insanı ikinci bir çalışma yaparak da “Ebbinghaus’ learning curve” grafiğini oluşturdu.

Burada da stratejik olarak yapılan tekrarların sonucunda, 1 hafta geçtikten sonra öğrendiklerinin neredeyse %92’sinin aklında kaldığını keşfediyor.

Ahmet öğrendiği kelimeleri unuttuğunu fark etse de, bu grafikteki bilgileri iyi bir şekilde uygulamadığı için öğrendiği kelimelerin aklında kalmasını sağlayamıyor ve çok büyük bir kısmını unutuyor.

Gizem ise bu istatistikleri çok iyi biliyor. Bu yüzden de stratejik bir tekrar sistemi oluşturması gerektiğini, aksi halde tüm emeklerinin boşa gideceğini anlıyor. O yüzden spaced repetition yani aralıklı tekrar yapıyor.

Bunun için de Smartcards+ gibi bir uygulama kullanıyor. Öğrendiği her kelimeyi bu uygulamaya giriyor ve gerisini uygulama hallediyor. Uygulama bilimsel araştırmalara uygun bir şekilde kelimeleri belli aralıklarla karşısına çıkarıyor. Bilmediği kelimeleri daha sık görüyor, bildiği kelimeler ise karşısına daha az çıkıyor.

Gizem her gün öğrendiği kelimeleri bu uygulamaya giriyor ve otobüs yolculukları sırasında, bir yerde sıra beklerken, öğle aralarında gibi boş kaldığı vakitlerde önceki günlerde girdiği kelimeleri sürekli tekrar ediyor. Böylece hem yeni kelime öğreniyor hem de öğrendiği kelimeleri hatırlıyor.

Ahmet ise sadece kelime öğrenmeye odaklanıyor. Ama öğrendiği kelimeleri tekrar etmediği için, yaptığı çalışmanın %85’i boşa gidiyor. Zamanla öğrendiği çoğu kelimeyi unuttuğunu görüyor ve sürekli baştan başlaması gereken bir döngüye giriyor. Tekrar ve tekrar çalışıp her şeyi unuttuktan sonra, sonunda dil öğrenmeye karşı yeteneğinin olmadığına karar veriyor ve İngilizce öğrenmekten soğuyor.

Gizem, zamanına değer verdiği için çalışmak için harcadığı vaktin boşa gitmesini istemiyor. Her harcadığı dakikadan daha çok verim almak istiyor.

 Ama kelimeleri iyi bir şekilde tekrar edip hatırlasa da bir şey fark ediyor ve fark ettiği şey onu rahatsız ediyor.

Öğrendiği kelimelerin bir kısmını konuşurken rahatlıkla kullanabilse de, önemli miktardaki kelimeyi kendi konuşmalarında kullanamıyor.

Bir metinde görünce veya kelimeyi birinden duyunca hemen ne anlama geldiğini hatırlıyor, ama o kelimeyi o şekilde kullanmak aklına gelmiyor.

Kısaca, kelimeyi görünce tanıyor ama kendi konuşmalarında kelimeyi çağrıştıramıyor. Bir kelimeyi tanımakla o kelimeyi iyice öğrenip kullanmak arasında bir fark olduğunu hissediyor.

Bu durum onu rahatsız ediyor ve sebebini merak ediyor.

2. Teknik

Biraz araştırdıktan sonra 1970 yılında yapılan bir psikoloji ve hafıza araştırmasına rastlıyor.

Bu araştırma sorunu anlamasına yardımcı oluyor.

Araştırmaya göre, bir kelimenin “anlamlı olmasını” sağlayan şey aslında o kelimeyi nasıl kafamıza işlediğimiz. Bir bilgiyi hafızana işlemenin de dört kategorisi bulunuyor. Yapı, Ses, Konsept ve Kişisel bağlantı.

Araştırmacılar, her kategorinin hafıza açısından kendi içinde ne kadar etkili olduğunu test etmek için 4 tane soru hazırlamış ve bu soruları üniversite öğrencilerine sormuş. Araştırmayı rahat bir şekilde anlayabilmen için soruların benzerlerini burada Türkçe olarak vereceğim. Sorular şu şekilde:

Yapı:ARABA  Bu kelimede kaç büyük harf var?
Ses:Sal kelimesi Asal kelimesi ile kafiyeli midir?
Konsept:Alet kelimesi Araç kelimesi yerine kullanılabilen bir kelime midir?
Kişisel bağlantı:Pizza sever misin?

Öğrencilere bu 4 soru sorulduktan sonra araştırmacılar sürpriz bir hafıza testi yapmışlar ve öğrencilere bu 4 sorudaki kelimelerden hangilerini hatırladıklarını sormuşlar.

Bir tahminde bulunmanı istiyorum. Sence sorulan sorulardan en çok hangi kelime akıllarında kaldı? Bir tahminin var mı?

Sonuçlar şu şekilde:

En çok hatırlanan kelime Pizza, en az hatırlanan kelime de Araba.

Hatta her bir “ARABA” kelimesi için 6 tane “PİZZA” kelimesi hatırlanmış. Kısaca, Pizza, Araba kelimesine göre 6 kat fazla akılda kalmış. Peki neden?

Sırayla gidelim.

İlk soruyu cevaplamak için kelimenin içeriği ile ilgili hiçbir bilgiye ihtiyacın yok. Sadece harflerin büyük olup olmadığına odaklanmış oluyorsun ve kelimenin anlamını tamamen görmezden geliyorsun. Kaç tane büyük harf var? Hiç kafanda bir araba canlandırma ihtiyacı hissetmeden 5 deyip geçiyorsun.

Benzer durum ses sorusu için de geçerli. Bu soruyu cevaplamak için Sal ve Asal kelimelerinin anlamlarını düşünmene gerek yok. Ancak kelimeleri telaffuz ettiğin için “araba” kelimesine göre daha çok aklında kalıyor.

Konsept sorusunda durum biraz değişmeye başlıyor. Alet kelimesi Araç kelimesi yerine kullanılabilir mi? Bu soruyu cevaplamak Alet ve Araç kelimelerinin anlamlarını düşünmen ve onları kafanda canlandırman gerekiyor. 

Ancak son soru… son soru şahane. Pizza sever misin?

Cevaplamak için kafanda Pizza’yı canlandırmak zorundasın. Sevip sevmediğini değerlendirirken tadını, görüntüsünü ve kokusunu hatırlamak zorundasın.

Geçmişte pizza yediğin durumları değerlendirmelisin. Tüm bunlar olurken de pizza kelimesi kafanda yankılanır. Tadını sevmiyorsan o anılar aklına gelir, yüzün büzüşür.

Bayılıyorsan tadı aklına gelir, arkadaşlarınla pizza yediğin anları hatırlarsın, kokuyu hatırlarsın, doyduğunu hatırlarsın ve bir anda bir sürü duyguyla dolarsın.

Bunların hepsi çok kısa bir süre içeriside gerçekleşir ama yapı, ses, konsept ve kişisel bağlantı kategorilerinin hepsini kapsar. Bu nedenle de bu araştırmadaki Araba kelimesine oranla Pizza kelimesi 6 kat daha çok hatırlanmış.

Gizem, beynimizin 4 bilgi işleme kategorisi olduğunu ve bu kategorilerin aslında bizim gereksiz bilgiye boğulmamızı engelleyen bir filtre görevi gördüğünü öğrenir.

Kitaplar, kanallar, isimler, aldığın yiyeceklerin paketlerinde yazan kalori bilgileri, az önce tanıştığın çocuğun ismi gibi dünyada çok fazla bilgiyle karşılaşırız.

Beynimiz de bu 4 bilgi işleme kategorisini bizim için en önemli olan bilgileri hatırlamak ve geri kalan bilgileri de hemen beynimizin çöp kutusuna göndermek için bir filtre gibi kullanır.

İşte bu filtre de İngilizce kelimeleri öğrenmeyi zorlaştıran noktalardan biri. Özellikle kelimeyi nasıl telaffuz edildiğine bakmadan sadece yazılışından ve Türkçe karşılığından öğrenmeye çalışıyorsan.

Bu bilgiler ışığında Gizem görünce tanıyabildiği ama kullanmak istediğinde aklına gelmeyen kelimeleri yeterince iyi öğrenemediğine karar veriyor.

Çözüm olarak da böyle kelimeleri hem bir anıyla bağdaştırmaya hem de kelimenin cümle içerisinde nasıl kullanıldığını öğrenip anıyı bir cümleyle özetleyerek öğrenmeye karar veriyor.

İlk adım olarak, öğrenmekte ve hatırlamakta zorlandığı kelimeleri telaffuzlarıyla birlikte öğrenmeye özen gösterir. Ancak özellikle zorlandığı kelimelerin aklında maksimum olarak kalmasını sağlamak için o kelimeyle anlatabileceği bir anı düşünür.

Mesela, pie yani turta kelimesini hiç kullanamadığını fark ettiği için bu kelimeyi yazılışı ve telaffuzu ile birlikte öğrendikten sonra bir anısıyla birleştirip o şekilde kelime tekrar uygulamasına girmeye karar verir.

Annesinin küçükken sıkça turta yaptığını ve heyecanla turtanın pişmesini beklediğini hatırlar. Buna karşılık da turtanın kokusunu, heyecanını, annesini ve tüm yaşadığı duyguları hatırlayarak “Annemin bir turta yapmasını bekledim” cümlesini kullanmaya karar verir.

Sözlükten pie kelimesine ve bu kelimeyle kurulan birkaç örnek cümleye baktıktan sonra da:

I waited for my mother to make a pie” cümlesini kurup kelime öğrenme sistemine o şekilde girer.

Bunu yaptıktan sonra kelimeyi hem çok daha iyi hatırladığını hem de cümle içerisinde nasıl kullanıldığını anladığı için, artık konuşurken de kelimeyi çağrıştırabildiğini görür.

Bir kelimeyi bu şekilde öğrenmekle bir kağıda “Pie” ve karşısında “Turta” yazıp sadece anlamı ezberlemek arasında büyük bir fark olduğunu fark eder.

Birinde sadece yapıya yani ilk kategoriye odaklanırken, diğerinde tüm önemli işleme kategorilerini harekete geçiriyor. Bu da kelimenin çok daha akılda kalıcı olmasını ve aynı zamanda konuşurken de kullanabilmesin sağlıyor.

Özetle, beynimizde gelişmiş bir filtre var ve bu filtre sürekli hangi bilgilerin önemli olup hafızaya alınması gerektiğini, ve hangi bilgilerin çöp kutusuna gitmesi gerektiğini belirler. Bunu da 4 farklı kategoride yapar. Yapı, ses, konsept ve kişisel bağlantı. Bu 4 kategorinin hepsini vuran kelimeler de aklında daha fazla kalır.

İngilizce kelimeler, farklı bir ses sistemine ve yazılışa sahip oldığından, bazen de kulağa tuhaf geldiğinden, sıkça “gereksiz” kategorisine filtrelenir. Bu da bazı kelimeleri defalarca öğrenmene rağmen hatırlayamamana sebep olur.

Gizem bunu farkettikten sonra özellikle zorlandığını hissettiği kelimeler için yaklaşımını değiştirir.

  • 1) Kelimeyi telaffuzuyla birlikte öğrenmeye başlar.
  • 2) Bu öğrendiği kelimeyi kişisel bir anısıyla birleştirmeye çalışır. Bu kelime neden önemli, onunla ilgili bir hatırası var mı? Bu kelime aklına neyi getiriyor? Bu soruları sorar.
  • 3) Sözlükten örnek cümlelere bakarak kelimenin nasıl kullanıldığını anlar. Daha sonra anısını özetleyen bir cümle kurar ve yeni öğrendiği kelimeyi bu cümleyle birlikte kelime tekrar sistemine girer.

Bunu yapmaya başladıktan sonra da artık öğrendiği neredeyse her kelimeyi sadece tanımaklar kalmaz, kendi cümlelerinde de kullanmaya başlar.

İşte bu yüzden Gizem, Ahmet’le aynı sayıda kelime öğrense de, Gizem 4.3 kat daha hızlı öğreniyor.

Senin de kelime öğrenirken Gizem gibi düşünmeni istiyorum. Kelime öğrenmenin iki aşaması var. İlk aşama kelimeyi öğrenmek. İkinci aşama ise kelimeyi uzun vadede hatırlayıp kullanabilmek. Eğer iki aşamayı aynı anda yapmazsan, kelime öğrenme sürecin ciddi şekilde baltalanıyor. O yüzden şu üç aşamayı unutma:

  1. Kelimeyi bir cümle içerisinden öğrenmeye çalış. Bunu okuyarak veya dinleyerek yapabilirsin.
  2. Öğrendiğin kelimeleri mutlaka bir tekrar sistemine gir. Özellikle zorlandığın veya gördüğünde anlamını bilip cümlelerinde kullanamadığın kelimelerin nasıl kullanıldığına sözlükten baktıktan sonra bir anınla bağdaştırmaya çalış. Daha sonra bir cümlede bu anıyı özetleyip tekrar sistemine cümle ile birlikte gir.
  3. Ve son olarak, her gün tekrarlarını yap.

Bunu yaptıkça bildiğin kelime sayısı sürekli olarak artacak ve hem konuşman hem de anlaman gelişecek.

5 Yorum Kendi yorumunu ekle

    • Selamlar. Android için bu uygulama maalesef yok. Aynı işi yapan farklı programlar var. En iyisi Ankidroid.

Yorum Bırak